SÖYLEŞİ / Eva AKSOY: Hayvana odaklanmış hayat çoğu kişiyi rahats

2012-02-27 02:57:56

Sakarya gazetesinden Ece Bilgin'in dernek başkanımız Eva Aksoy'la yapmış olduğu söyleşiyi yayınlıyoruz:

Hayvansever Eva Aksoy, "Hayvana odaklanmış bir hayat çoğu kişiyi rahatsız ediyor. Farklılığı kabullenemiyorlar, çünkü kendi farklılıkları ortaya çıkmış oluyor. Kızımla beraber akıl almaz tepkiler aldık, ölümle tehdit edildik, üzerimize ateş edildi, taş atıldı, şişeler fırlatıldı, hakaretler edildi, evimiz gözetlendi. Dışardaki hayvanları beslediğimizde karanlıkta pusu kurulup saldırıldı" dedi.

 

Eva Aksoy; o, dağarcığı doğru net tartışmasız bilgilerle dolu, bir farklı insan ya da olması gereken gibi bir insan ve "Hayvan korumacı" tanımına dört dörtlük yakışan güzel cesur bir yürek. Mesafeli görünüşü altında sımsıcak, canlara adanmış bir yaşamı var Eva Aksoy´un. Rahatlıkla hayvan sorunları ile ilgili fikirlerimin bu kadar birebir örtüştüğü az kişilerden birisidir o diyebilirim. Sorularıma öylesine özel, doyurucu yanıtlar vermiş ki onunla olan sohbetimizi bir haftaya sığdıramadım. Lütfen her satırını dikkatle okuyun. Eminim öğrenecek çok şeyiniz olacaktır kendisinden, hatta bugüne kadarki öngörüleriniz değişecektir.


Eva Hanım, öncelikle sizi tanımak isteriz. Bize kısaca kendinizden bahseder misiniz?

- 1977'de geçici olarak bulunduğum yurtdışından İstanbul´a döndüğümde insanların hayvanları nasıl daha da dışlamaya, eziyet etmeye başladıklarını gördüm. Onlardan barındırabildiğim kadarını evime aldım. O yıllarda yeni doğmuş kızım da bakıma muhtaçtı. Sonuçta bakıma muhtaç sayısı artınca ne 20 yıllık müzik serüvenimi sürdürmeye, ne de diğer uğraşlarıma ayıracak zaman kaldı. Doğal olarak hayat tarzım o tarihlerden sonra tamamen değişti.

Hiçbir meslek ya da uğraşın, bir canlının hayatını korumak kadar yararlı ve yapıcı olduğunu sanmıyorum. Böyle bir yaşam tarzı seçtiğinizde birçok uğraşınızdan vazgeçmek zorunda kalıyorsunuz. Ama ben halimden memnunum.

Beslediğiniz evciliniz var mı? Bilgi verir misiniz?

- Karşıma çıkan, bana muhtaç olduğunu gördüğüm hayvanları tür ayırmadan, doğal ömürlerinin sonuna kadar yaşatmaya çalışırım. Sorumlulukları bana aittir.

Sadece evcil değil, birçok yabanî hayvanı da yaşama döndürmeyi başardım. Bunları geçici bir hevesle yapmıyorum, tek amacım yaşamalarını sağlayabilmek. Evime ayak basmış hiçbir hayvanı bir başkasına güvenip emanet etmem, vermem. Evimdeki hayvanlar, kimsenin acılarını önemsemediği, öncelik vermediği, tek başlarına hayatlarını sürdüremeyecek olan hayvanlardır. Yardım ettiklerim kimsenin ilgilenmediği, albenisi olmayan sıradan hayvanlardır. Herkesin üşümez,  acıkmaz, her şarta dayanır sandığı veya öleceğine mutlak gözüyle baktıklarıdır. Benim için hayvanseverin yaptığı ayrımcılık, belki de farkında olmadan, sarı ırk ıslakta kalabilir, siyah ırk üşümez, beyazlar narindir şeklinde keskin bir reddediştir. Bu yaklaşımı kabul etmem mümkün değil.


Hayvan sevgisiyle ne zaman tanıştınız. Size kim aşıladı?

- Herhangi bir şeye duyarlı olabilmek ve sevebilmek için önce onu fark etmek, fark edebilmek içinse uygun ortamda bulunmak gerektiğini düşünüyorum. Bu anlamda doğaya ve hayvanlara karşı hatırladığım en eski çocukluk anılarımda hep hayvanlar ve bitkiler var.

Sesine hayran olduğum kurbağaları başarısız besleme girişimim, kurumuş çiçek ameliyatlarım, mısır koçanlarındaki püsküllerin renk farkını çözmek için bütün mısırların kabuklarını soymam benim erken çocukluk oyunlarımdı. Bulduğum hasta kedileri iyileştirmesi için babaanneme verir, köpeğiyle oynardım. Bahçıvanın tavukların yumurtalarını çaldığını düşünür, bahçıvandan önce bahçeye inip kümese girer, yumurtaları köşe bucağa saklardım. En önemli işlerim bunlardı, bu konularda çok ciddiydim. Kentli bir çocuk olmama rağmen yedi yaşıma geldiğimde çevremde bulunan kuşlar dahil bütün hayvanları tanır, bütün sebzelerin nasıl geliştiğini, çiçeklerini bilirdim. Bugünün kentli çocukları ise patlıcanın nasıl bir bitkide yetiştiğini, bir köpeğin ellerinin nasıl bir şey olduğunu çoğu zaman bilmiyor. Yaşamak için suya, beslenmeye ihtiyacı olduğunu ise hiç düşünemiyorlar. . Doğadan koparılmış durumdalar.

Yaşam serüvenini bilmeden, kendilerine empoze edilmiş kalıpları kabullenip ya da ezberleyip, giderek her şeye karşı yabancılaşıyorlar.

Hayvan sevginiz nedeniyle çevrenizden olumlu veya olumsuz tepki alıyor musunuz?

- Hayvana odaklanmış bir hayat çoğu kişiyi rahatsız ediyor. Farklılığı kabullenemiyorlar, çünkü kendi farklılıkları ortaya çıkmış oluyor. Kızımla beraber akıl almaz tepkiler aldık, ölümle tehdit edildik, üzerimize ateş edildi, taş atıldı, şişeler fırlatıldı, hakaretler edildi, evimiz gözetlendi. Dışardaki hayvanları beslediğimizde karanlıkta pusu kurulup saldırıldı, hakkımızda sayısız şikayetler yapıldı, iftiralar atıldı. Ama ben hiç taviz vermeden çizgimi korudum, yaptığım hiçbir şeyden, hiçbir hayvandan vazgeçmedim. Dostlar ve ailem ise, sevgi ve sorumluluğun ölçülebilmesi imkansızken, bunun için ölçüler belirlemeye, önermeye çalıştılar. Beni tarzımdan vazgeçiremeyince uğraşmaktan usandılar.

Bana göre sevgi kişiye özel bir duygu, sorumluluk ise bir yaşam tarzıdır, ya vardır ya da yoktur.


Hayvan hakları ile ilgili herhangi bir oluşuma, derneğe üye misiniz?

- 80li yılların sonlarında, İstanbul Belediye Başkanı Bedrettin Dalan´ın son dönemiydi. Ortalara silahlı, azgın adamlar salınmış, bahçelerinde zincirlere bağlı tutulan köpekler bile vurulur ve zehirlenir olmuştu. Evlere giriliyor, içerden köpekler alınıp götürülüyordu. Zamanın hayvanseveri ezilmiş, belediyelere gözyaşları içinde yalvarır hale gelmişti. Halbuki hayvanseverlerin dışında birçok sanatçı bu öldürmeleri tasvip etmiyor, ama ses de vermiyorlardı.

Farklı bir tepki oluşturmak üzere hayvan öldürmelerin protestosu amacıyla Türkiye´de bir ilk olarak karma resim sergisi, öldürülenler anısına arp resitali ve kuduz konulu bir panel düzenledim. Açılışa gelen o zamana kadar tanımadığım birçok hayvansever, daha sonraki toplantılarımızda beni dernek kurmaya ikna ettiler ve 1988 yılında Hayvanların Yaşam Haklarını Koruma Derneği'ni kurduk.

Derneğimiz ilk 10 yılında düzenlediği çok sayıda konferans, açık oturum, belgesel gösterimi, av yasasının ihlalleriyle ilgili davalar, hayvan sorunlarıyla ilgili olarak avcılık, hayvan deneyleri, mezbahalar, belediyelerin gaddar icraatları ve bir hayvan koruma yasasının önemi hakkında çalışmalar yaparak bilinç oluşmasına katkıda bulunmuştur. Ancak günümüzde bu sorunların sadece görünümünün yapay olarak değiştirildiğini, özde ise hiçbir şeyin değişmediğini üzüntüyle izliyorum.

Hatta birçok yeni hayvanseverin dar açılı, hayvandan ziyade kendini kollayan düşünce tarzıyla, bilinçsiz bir şekilde hayvanların zararına, insanların, özellikle de kendilerinin yararına girişimlerde bulunduğunu görüyor, hayvanların kurtuluşu adına umudumu giderek kaybediyorum. Bunun son acılı örneklerinden biri, bir hayvansever tarafından Çevre Bakanlığı'na yazılmış, Kemerburgaz´daki pittbul barındıran döğüşçünün köpeklerinin öldürülmelerini Çevre Bakanlığı´ndan talep eden başvurudur. Döğüşçü ölmelerine sebepse, hayvansever de aynı çizgide kalmış olmuyor mu? Bu davranışlar karşısında isyan etmemek elde değil. Görevimizin yaşatmak olduğu çoktan unutulmuş.

Acaba bu kişiler hayvan sevmezin koyduğu kurallara uyarak yetkililere yaklaşmak mı isterler, beklentileri nedir diye sormak akla geliyor.

Türkiye´de hayvan haklarının korunmasında kamu kurumları, yerel yönetimler yeterince duyarlı mı?

- İnsan icadı olan bu soyut hak kavramını insanlar hemcinslerine karşı ne kadar uyguluyorlar diye sormak isterim.

Toplumu oluşturan insanlar. Kamu kurumlarında, yerel yönetimlerin bünyesinde de aynı toplumun insanları var. Özellikle yerel yönetimlerin hayvan haklarının korunması çabası, oy verenden beklentisinin önüne hiçbir zaman geçmemiştir, geçemez de. Sürdürülen sadece bir aldatmacadır. Hakların korunabilmesi için bence, toplumun düşünce yapısının kökten değişmesi gerekiyor.


Basında hayvanlarla ilgili konulara yeterince yer veriliyor mu?

- Basının genel tavrı, yayınlanacak konu sıkıntısı olan bir günde elinde hayvanlarla ilgili bir haber varsa onu baskıya verip boşluğu doldurmaktan yanadır. Bunun dışında sadece sansasyon yaratan, magazin değeri olan haberleri yayınlarlar. Genel olarak gazeteciden, toplumdan farklı bir duyarlılık bekleyemeyiz. Kaldı ki bazı yetkili birim ve kişileri rencide edecek haberlerin özellikle yayınlanmadığını biliyorum.

Ece BİLGİN

Kaynak: Sakarya gazetesi

463
0
0
Yorum Yaz